Rehber

Perfect Blue'dan Başla, Psycho-Pass'te Dur: Psikolojik Gerilim İçin Bir İzleme Sırası

Yazar: AKAZA ·

Anime: Perfect Blue

Psikolojik gerilim etiketi anime sitelerinde çok cömert dağıtılıyor. Biraz kan, karanlık bir renk paleti ve bir iki ters köşe olan her şey bu rafa konuyor. Bu yazıdaki altı iş başka bir yerden korkutuyor: seni karakterin gördüğüne güvenemeyeceğin bir yere koyuyorlar ve oradan çıkış kapısını göstermiyorlar.

Sırayı rastgele koymadım. Kısa ve yoğun olandan başlayıp uzun ve yavaş yanan olana doğru gidiyor, sonra biraz geri çekilip toplumun kendisini konu alan iki diziyle kapanıyor. Her birinin yanına süresini ve ne tür bir rahatsızlık beklemen gerektiğini yazdım. Bazıları gerçekten ağır, uyarıları atlama.

1. Perfect Blue (1997, 81 dakika)

Satoshi Kon'un ilk filmi ve bu hattın kapısı. Madhouse'un işi. Mima, Cham adlı bir idol grubundan ayrılıp oyunculuğa geçmeye karar veriyor. Hayranlarının bir kısmı bunu ihanet olarak görüyor. Bir gün internette "Mima'nın Odası" adlı bir site buluyor: biri onun ağzından, onun gününü en küçük ayrıntısına kadar anlatan bir günlük tutuyor. Mima'nın yazmadığı, ama yaşadığı ayrıntılar.

Filmin ikinci yarısında Mima'nın oynadığı dizinin sahneleri, onun gerçek hayatı ve rüyaları birbirine dikiş yeri görünmeden bağlanıyor. Mima her sabah aynı odada uyanıyor ve sen de onunla birlikte hangi sabahın gerçek olduğunu kestiremiyorsun. Kon bu tekniği sonraki bütün filmlerinde kullandı ama hiçbirinde bu kadar korkutucu olmadı.

Uyarı: cinsel şiddet içeren bir çekim sahnesi ve sert cinayet sahneleri var. Bu sahneler filmin derdinin bir parçası, yani idol sektörünün bir kadın bedenine sahip çıkma biçimi, ama izlemesi kolay değil.

2. Mousou Dairinin (Paranoia Agent, 2004, 13 bölüm)

Kon'un tek televizyon dizisi, yine Madhouse. tokyo">Tokyo'da altın rengi bir beyzbol sopası taşıyan, paten giyen bir çocuk insanlara saldırmaya başlıyor. Basın ona Shounen Bat diyor. İlk kurban, Maromi adlı uykucu bir köpek karakterinin tasarımcısı Tsukiko. Maromi bütün ülkede satılıyor ve Tsukiko bir sonraki karakteri tasarlayamamanın baskısı altında eziliyor.

Dizi her bölümde başka bir kurbanın hayatına giriyor. Yolsuzluğa bulaşmış bir polis, iki ayrı kişilikle yaşayan, özel ders veren genç bir kadın, Shounen Bat olduğu dedikodusuyla sınıfta dışlanan bir ilkokul öğrencisi. Her biri hayatında içinden çıkamayacağı bir köşeye sıkışmış ve tam o anda Shounen Bat geliyor. İki dedektif, Ikari ile Maniwa, olayları çözmeye çalıştıkça gerçek polis işinden uzaklaşıp şehir efsanesinin içine çekiliyor.

Dizinin ortasında, hikâyeden neredeyse tamamen kopan birkaç bölüm var. Kendini öldürmeye çalışan üç kişinin komik yolculuğu ya da bir anime stüdyosunun içinde geçen bölüm. Bunlar dolgu değil, dizinin fikrini başka açılardan anlatıyor. Bu fikir de şu: insanlar sorumluluktan kaçmak için bir canavara ihtiyaç duyuyor ve o canavarı kendileri yaratıyor. Perfect Blue'dan sonra izlediğinde Kon'un aynı korkuyu bu kez bütün bir topluma nasıl yaydığını görüyorsun.

3. Serial Experiments Lain (1998, 13 bölüm)

Lain, ortaokula giden, bilgisayardan anlamayan, ailesiyle neredeyse hiç konuşmayan sessiz bir kız. Bir gün okuldaki bir kız intihar ediyor. Birkaç gün sonra sınıftaki herkes ondan e-posta almaya başlıyor. Ölen kız, Wired adlı ağın içinde hâlâ yaşadığını yazıyor.

Triangle Staff'ın işi, yönetmen Ryutaro Nakamura, senaryo Chiaki J. Konaka, karakter tasarımları Yoshitoshi ABe. 1998 yapımı bir dizinin internetle ilgili söyledikleri bugün ürkütücü derecede güncel: insanların çevrimiçi kimliğiyle gerçek kimliği arasındaki fark, bir kişinin ağda var olduğu sürece var olması, bir söylentinin bir insanı nasıl yeniden yazabildiği.

Lain bu listedeki en zor anlaşılan iş. Diyaloglar az, açıklamalar daha da az. Telefon direklerinin vızıltısı ve sokak lambalarının altındaki gölgelerdeki kırmızı lekeler, söylenmeyenleri anlatıyor. Bir bölümü kaçırırsan geri dönmen gerekecek. İlk izleyişte her şeyi anlamaya çalışma, ikinci izleyiş için kendine bir şey bırak.

4. Monster (2004, 74 bölüm)

Hattın omurgası. Naoki Urasawa'nın mangasından, Madhouse'un işi, yönetmen Masayuki Kojima. 1986'da Düsseldorf'ta çalışan Japon beyin cerrahı Kenzo Tenma, hastane müdürünün emrine karşı gelip belediye başkanını değil, ondan önce getirilen, başından vurulmuş bir çocuğu ameliyat ediyor. Çocuk yaşıyor. Dokuz yıl sonra Tenma, o çocuğun, Johan'ın, bir seri katil olduğunu öğreniyor ve onu hayata döndürmenin sorumluluğunu taşıyarak peşine düşüyor.

Yetmiş dört bölüm, Almanya ve Çekya boyunca bir kovalamaca. Tenma'nın peşinde de onu katil sanan BKA müfettişi Lunge var, kafasındaki bilgileri bir bilgisayar gibi parmak hareketleriyle kaydeden, işi yüzünden ailesi onu terk etmiş bir adam. Johan ekranda çok az görünüyor ve bu, onu daha da korkutucu yapıyor. Kimse ona dokunmuyor, ama herkes onunla karşılaştıktan sonra değişiyor.

Monster'ın temposu, kovalamaca filmlerine alışmış biri için çok yavaş. Dizi ana hikâyeden sık sık ayrılıp tek bölümlük hikâyelere giriyor: Tenma'nın yanına aldığı küçük Dieter gibi, yolda karşılaşılıp bir iki bölüm sonra geride bırakılan insanlar. Bu hikâyeler bence dizinin en iyi kısmı. Johan'ın kötülüğünün karşısına sıradan insanların iyiliğini koyuyor. Orta kısımlar, özellikle Prag bölümleri, biraz sarkıyor, bunu söylemem lazım. Final ise tartışmalı ve açık uçlu. Bu açık ucu ben seviyorum, bitirdiğinde aklında taşıyabileceğin bir soru bırakıyor.

5. Shinsekai Yori (From the New World, 2012, 25 bölüm)

Monster'dan sonra gerilimin bir kişiden bir topluma geçtiği iki dizi geliyor. Shinsekai Yori bin yıl sonraki Japonya'da, herkesin zihin gücüne, yani psikokinezise sahip olduğu küçük, huzurlu bir köyde geçiyor. Çocuklar on iki yaşında bu gücü kazanıyor, eğitiliyor ve köyden çıkmamaları söyleniyor. Köyün çevresinde bakenezumi denen, insanlara tapan fare benzeri yaratıklar yaşıyor.

Yusuke Kishi'nin romanından, A-1 Pictures'ın işi, yönetmen Masashi Ishihama. Dizi üç zaman dilimine bölünmüş: on iki, on dört ve yirmi altı yaş. Anlatıcı Saki, her dilimde köyün çocuklarına neler olduğunu yavaş yavaş öğreniyor ve aslında hatırlamadığı arkadaşlarının olduğunu fark ediyor. Huzurlu köyün bu huzuru neyle satın aldığı, dizinin ikinci yarısındaki asıl korku.

Bu dizinin ilk beş bölümü çok kafa karıştırıcı ve çizim kalitesi bazı bölümlerde düşüyor. Bunu kabul ederek başla. Sonuna geldiğinde, bakenezumilerin lideri Squealer'ın son sahnesi, bütün dizinin ahlaki zeminini altüst ediyor.

6. Psycho-Pass (2012, 22 bölüm)

Hattın sonunda biraz nefes almak için daha klasik bir polisiye. Production I.G'nin işi, senaryo Gen Urobuchi. Gelecekteki Japonya'da Sibyl adlı bir sistem, herkesin zihinsel durumunu sürekli ölçüyor ve suç işleme ihtimalini bir sayıya çeviriyor. Polisler, Dominator adlı silahlarla bu sayıya bakarak insanları vuruyor ya da vurmuyor. Yeni dedektif Akane Tsunemori, emrindeki eski dedektif Kogami ile birlikte çalışıyor.

Ortadaki kötü adam Makishima, Sibyl'in ölçemediği, sayısı hiç yükselmeyen bir adam. Bütün sistemi bu açığın üzerinden sorguluyor. Dizinin ilk birkaç bölümü haftanın vakası gibi ilerliyor, Makishima ortaya çıktıktan sonra her şey ona bağlanıyor. Bu listedeki en anlaşılır iş ve bu yüzden en sona koydum. Önceki beşinden sonra, adalet, özgür irade ve gözetim konusunda daha net bir tartışma dinlemek iyi geliyor.

İkinci sezon ilkinin seviyesinde değil. İlk sezonu bitirip filme geçmek daha iyi bir yol.

Kaç haftada biter

Hepsini art arda izlemeye çalışma. Perfect Blue ve Paranoia Agent için bir hafta yeter. Lain'den sonra bir mola ver, başka türde bir şey izle. Monster tek başına bir ay, belki daha fazla. Shinsekai Yori ve Psycho-Pass'i ise birbirinin ardından izlemek, ikisini karşılaştırmak için iyi bir fırsat: biri kontrolü korkuyla, öbürü bir sayıyla kuruyor.

Uzun bir izleme hattında SHUIN defteri işe yarıyor. Hepsini "Planlıyorum"a sırasıyla ekle, bitirdikçe mühürle. Monster'ın mührü basıldığında arkana yaslanmayı hak etmiş olursun.

Etiketler: psikolojik-gerilim, satoshi-kon, madhouse, monster, izleme-sirasi

Benzer yazılar