Frieren Bir Sonla Başlıyor ve Bu Yüzden Bu Kadar İyi
Yazar: AKAZA ·
Anime: Frieren: Beyond Journey’s End
Çoğu fantastik hikâye kahramanların iblis kralı yenmesiyle biter. Frieren orada başlıyor. İlk bölümün ilk dakikalarında grup başkente dönmüş, şenlik yapılıyor, herkes birbirini tebrik ediyor. On yıllık yolculuk bitmiş. Frieren için bu on yıl, bin yılı aşan ömründe kısa bir mola kadar bile değil.
Sonra elli yıl atlıyoruz. Himmel yaşlanmış, beli bükülmüş. Gruptakiler son bir kez meteor yağmurunu izlemek için buluşuyor ve kısa süre sonra Himmel ölüyor. Cenazede Frieren ağlıyor, ama ağladığı şey Himmel'in ölmesi değil: onu hiç tanımaya çalışmamış olması. "Sadece on yıl birlikte yolculuk ettik" diyor. Dizinin geri kalanı bu cümlenin cevabı.
Yavaşlık bir kusur değil
Frieren'in temposu, alışık olduğumuz shounen ritmine göre çok ağır. Bölümler bazen bir köyde mantar toplamakla, bazen eski bir arkadaşın mezarını temizlemekle geçiyor. İlk birkaç bölümde "ne zaman bir şey olacak" diye beklemek normal.
Bence bu yavaşlık dizinin en bilinçli kararı. Frieren zamanı insanlardan farklı yaşıyor ve dizi bize de öyle yaşatıyor. Bir sahnede yıllar geçiyor, başka bir sahnede tek bir öğleden sonra uzun uzun anlatılıyor. Himmel'in her köyde kendi heykelini yaptırması ilk duyduğunda kibir gibi geliyor. Birkaç bölüm sonra o heykellerin neden orada olduğunu anlıyorsun ve bir daha heykel gördüğünde boğazın düğümleniyor.
Aura sahnesi
Onuncu bölüm dizinin herkesin konuştuğu anı. Aura, karşısındakinin ruhunu teraziye koyup daha zayıf olanı kendine köle eden bir iblis. Frieren'in büyü gücünü yıllardır gizlediği, seviyesini hep düşük gösterdiği ortaya çıkıyor ve terazi tersine dönüyor. "Aura, kendini öldür" cümlesi o yüzden bu kadar ağır vuruyor: bütün sezon boyunca sakin, biraz uykulu gördüğümüz karakterin aslında ne olduğunu tek cümlede gösteriyor.
Bu sahne çalışıyor çünkü dizi aksiyonu idareli kullanıyor. Her bölüm dövüş olsaydı Aura sahnesi sıradan bir zafer olurdu.
Fern ve Stark
Frieren'in yanındaki iki genç karakter, dizinin kalbini taşıyan asıl insanlar. Fern, Heiter'in büyüttüğü yetim bir kız. Frieren'e öğrencilik yaparken bir yandan da onun ev işlerini yürütüyor, sabah kaldırıyor, kıyafetini düzeltiyor. Stark ise ejderhadan korkan ama ejderhayı yenen bir savaşçı. İkisinin arasındaki beceriksiz yakınlaşma dizinin en komik kısımlarından.
Bu üçlü, eski kahraman grubunun bir tekrarı değil. Frieren bu sefer arkadaşlarını tanımak için çaba gösteriyor. Fern'in doğum gününde ne alacağını bilememesi ve sonunda saatlerce uğraşıp küçük bir büyü bulması gibi anlar, ilk bölümdeki pişmanlığın yavaş yavaş kapandığını gösteriyor.
Büyücü sınavı
Dizinin ikinci yarısındaki birinci sınıf büyücü sınavı arkı bazılarına göre tempoyu bozuyor. Ben katılmıyorum. Yeni bir sürü karakter giriyor, evet, ama Denken ya da Übel gibi isimler kısa sürede kendi ağırlığını kazanıyor. Sınav aynı zamanda Fern'in Frieren'in gölgesinden çıktığı yer. Arkın sonunda Serie ile Frieren'in karşılaştığı sahne, büyünün bu dünyadaki tarihini birkaç dakikada anlatıyor.
Prodüksiyon
Madhouse'un işi baştan sona temiz. Yönetmen Keiichirō Saitō, Bocchi the Rock!'tan sonra bambaşka bir tona geçmiş ve ikisinde de karakterlerin küçük mimiklerine aynı özeni gösteriyor. Evan Call'un müzikleri özellikle sessiz sahnelerde çok iş görüyor. YOASOBI'nin açılış şarkısı "Yūsha", yani "Kahraman", dizinin derdini tek kelimeyle söylüyor.
Kime göre
Frieren hızlı bir şey arayana göre değil. İlk üç bölümde sıkılırsan dördüncüye zorlama. Ama bir kere ritmine girersen, uzun zamandır izlediğim en iyi fantastik animelerden biri olduğunu söyleyebilirim. 28 bölüm, iki sezon gibi düşünülebilecek uzunlukta.
Frieren'i SHUIN'de listene eklersen, kart setinin en nadir kartı her zaman Frieren'in kendisi oluyor. Himmel kartını bulmak ise ayrı bir hikâye.
Etiketler: frieren, sousou-no-frieren, madhouse, fern, himmel